Paylaş: Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp
2 Ekim 2025, 17:26

Son günlerdeki halet-i Ruhiyesi, can sıkıntısı veya stres diyerek geçiştirilemeyecek nispette. Nejat Hoca dertli, çileli ömrünün muhasebesini yapıyor. Geçmişe dönüyor, geleceğe bakıyor, anı değerlendiriyor, sıkışıp kalıyor arada. Çıkış yolu bulamıyor. Bir şeyler var yolunda gitmeyen. Umulandan öte. Beklenen olmuyor bir türlü. Tam dananın kuyruğu kopacak derken bakmış gelmeyi veriyor beklediği. “Acaba, çok mu iyimserim, ben olsam ne yapardım?” diyerek avunup duruyor. “Ama söz verdi, geleceğim dedi. Yarın görüşürüz dedi. Mutluydu bunları söylerken, umut veriyordu, ama sanki bir şeyler yolunda gitmemiş gibi gelmedi, aramadı, sormadı” diyor üzülüyor.

Bütün mesele bu mu? Orta yaş sendromu mu yaşıyor Nejat. “Orta yaşı mı kalmış? Altmış beşin içindeyim. Babaannem, babam bu yaştan önce vefat ettiler. Kayın Babam kırk, büyük Bacanak elli dokuz yaşında ayrıldı dünyadan. Biz de o yaşları geçtik çoktan. Öyleyse yaşlılık sendromu olmalı bunun adı.”

Etrafındaki arkadaşlarına bakıyor, emsallerine emeklisi, çalışanı hep aynılar. Benzer şeyler düşünülüyor, söyleniyor. Kimisi vakit geçiremediğinden, kimi zamanın su gibi aktığından dem vuruyor.

Yok işte. İnsanın cebinde parası olmayınca böyle karamsar oluyor. Suçlu gibi geziyor. Olsa olsa parasızlık sendromu olabilir. Çok şükür hiç yok değil, ama şöyle bir yemek yiyeyim dese, biraz hava almaya çıksa sesi yüzden, iki yüzden geliyor. Eh, borçta varken sırası mı şimdi deyip es geçiyor? Bunları geçtik de hesapta olmayanlar ne olacak? “But sıkmakla g*t daralmaz” der durur. Arabanın yağ değişimi gelmiş. İki seneyi geçmiş değişmeyeli. Bakarsın uzak yola gitmek icap eder, ihmale gelmez. Sesi dört yüzden geldi. Filtresi, yağı, emeği. Ne kadar da pahalanmış. Yağın litresi elli beş lira deyince şaştı kaldı.

Hadi bunu da geçtik. Aynı günün akşamına, arabayı garaja koymak isterken, sen geri git, pat patın römorkuna çarp. Sağına bakarsın da sol tarafı neden görmezsin? O patpatı da oraya sen koydun. Bir cayırtı, ezilen kaportanın çıkardığı hiç duymak istemediği ses. Bir zaman bakmaya cesaret edemedi. İçeriye gireyim de o zaman görürüm diye. Bu sefer de dikiz aynası, inat ediyor, garaj kapısından girmeyeceğim diye. Geri de çıksa, ileri de gitse bir şeyler olacak. Sonunda yerinden koptu geldi. İyi ikinci salvoyu biraz daha ucuz atlattık. Böyle durumlarda Nejat, gelecek ikinci şanssızlığı bekler. Nerden öğrendim o Alman Atasözünü? Şanssızlıklar tek gelmezmiş. (Diepeschkommtnihtalleine) Gelse ne olurdu sanki? Bir belanın arkasından ikincisi geliyor mutlaka. Hiç gelmese ne olur? Hazırlıklı olmak gerekiyor.

Demek ki sıkıntıların sebebi buymuş. Olacaklar zinciri. Cepten çıkacak varmış. Daha dur bakalım esas mesele bunların tamirinde. “Aptallığıma doymayım. Şimdi bu dar zamanda sırası mıydı? Bari kimseye duyurmadan gidip yaptırayım. Böyle sokağa çıkamam.” Kendine kızıp duruyor, ama yapacak bir şey de yok. Oldu bir kere. Nermin Hanıma söylemem doğru olur, ondan gizleyemem. Yalan da söyle-yemem.”

Olduğu gibi anlattı. Nermin Hanım nazar olduğunu söyledi. Çünkü iki gündür, araba üzerinde konuşuluyordu. Çok temizliğinden, iyi bakıldığından, kilometresinin azlığından falan.

“Sen de çabuk gaza geliyorsun. İşte netice böyle oluyor” dedi. “Çok tutar mı masrafı?”

“Çok tutmaz herhalde. Avuç içi kadar yer.”

Sabah kimselere görünmeden İlçe yoluna düştü.

“Ahmet usta, şuna bir bak bakalım, yapabilecek misin? Tanıdın değil mi beni?”

“Tanıdım, tanıdım tabi.” Elinde zımparayla dükkânın önünde her yanı boyadan çok macun olan beyaz bir arabayla uğraşıyordu. Daha başkaları da vardı. İşi bıraktı elini uzattı. Bir yandan da vurulan yere bakıyordu.

“Usta garaja gireyim derken, böyle oldu işte.” Etrafına bakınan Nejat; “sende kaporta yok galiba…”

“Yok, sadece boyacıyım. Bak böyle, kaporta yapılır gelir ben boyarım. Kaportacım Nevşehir’de. Bir işi bitirmeden de ötekini almam. Şu anda sırada beş araba var.” Yapmakta olduğu arabayı gösterdi.

Nejat, içinden, “hem biri bitmeden ötekini almam diyor, hem de beş araba var sırada diyor”

“Usta, yapacak olsan bu kaça çıkar, aşağı yukarı.”

“Ben üç yüz elliye boyarım. Kaportacı ne alır bilemem.”

“Haydi hayırlı işler. Ben biraz araştırayım.”

Bunun pahalıcı olduğunu tahmin etmişti Nejat. Ama dükkânın önünden geçerken bir danışayım diye durmuştu. Onda da doksan sekiz gümüş gri Mercedes vardı. E 200 Eleganz modeli. Elli altı bin lira istiyordu, yaklaşık iki ay öncesi. Şimdi altmışa çıkmıştır herhalde. Dükkânın için-deydi, Ankara plakalı.

Yaklaşık yüz metre ileride karşıda bir başka tanıdığı kaportacı boyacı vardı. Onun adı da Ahmet’ti, ama işi çocuklarına bırakmıştı. Selam verdikten sonra,

“Usta, şuna bir bak, yapabilecek misin?”

“Yaparız, Hocam. Mesele değil.”

“Beni tanıdın mı? ”

“Tanıdım, komşumun babasısın.”

“Evet, Doğan’ın babasıyım.”

“Hocam sen boyasını al gel, düzeltelim boyayalım.”

“Tamam, dükkânı tarif edersen. ”

“Nevşehir’de sanayide iki yerde var. Nasıl tarif edeyim, sorup bulacaksın? Ha! Dur doğru sanayiye çık. Fiat servisi var ta yukarda. Onun karşısında sarı taş cami iki minareli. Hemen onun dibinde. …… Boya. Benim selamımı söyle.”

“Tamam bulurum. Telefon numaran bende olması lazım. Ali ……,”

“Yok, o kardeşim. Benim adım Musa.”

“İyi o zaman sen de numaranı ver. Bakarsın bir şey soracak olurum. Ne kadar alacağım, bir de kaç lira tutar?”

“Yüz gram alsan yeter. Elli lira falan tutar en çok. Onu bilgisayarla hazırlayacak, numarasına göre.”

“Peki, bizim hesap kaça çıkar?”

“Üç yüz lira. Düzeltir boyarım.”

Ötekinin yanında bedava gibi geldi bu fiyat.

“İkram et biraz…”

“İkramlı söyledim zaten.”

Nejat fazla üstelemedi. Çünkü bir şeyin değişmeyeceğini bilirdi.

Cebinde elli lirası vardı. Boyacı, altmış lira dese arkası yok. Bu düşüncelerle yola çıktı.

Çevre yolundan boyacıyı çabuk buldu. Selamı götürdü. Kimsecikler yoktu. İşi çabuk bitti.

“Borcumuz?”

“Yirmi lira, ustaya da selamımı söyle,” dedi.

“Baş üstüne. Hayırlı işler. Of be, hiç değilse ucuza bir iş yaptırdık.”

Git gel bir saat sürmüştü. Elli kilometre yol, dur kalk, ışık bekle. Yüz liralık da gaz koydurdu. Burada biraz daha ucuz. Tabi ödeme kredi kartıyla oldu. “İyi başladık şimdilik, inşallah bir aksilik olmaz” dilekleriyle boyayı ustaya teslim etti. Selamı söyledi.

“Hocam, elimde az bir iş var. Bir saate kadar seninkine başlarım.”

“Saat on bir. O zaman ben çarşıya çıkayım, bazı işlerim var. Tekrar gelirim.”

Kahvaltı yapmadan çıkmıştı evden. Doğru, işkembe çorbası içmek üzere “…… Restorana” gitti. Vakit çoktu nasılsa. Esnafa takılmayı pek sevmezdi. Hasan Dayının oğluna rastladı. Onunla öğle namazı vaktine kadar sohbet ettiler. Cami çıkışı doğru sanayiye. “Şimdiye kadar iş bitmiş olmalı, belki de alır giderim,” diye geçirdi içinden…

Araba çektikleri yerde öylece duruyor, üstelik usta da yoktu. Dükkân küçük büyük çocuklarla doluydu. İki oğlu varmış yetişkin, bir de kalfa diyelim ona. Ustanın inşaatı varmış oraya gitmiş. Birazdan gelirmiş, öyle söylediler. Nejat anladı ki, bu iş sandığı kadar kolay olmayacak… Gerçekten az sonra geldi. Derhal yarı içeri aldılar arabayı. Şunu getir, bunu götür, zımparala. Takribi yirmi dakika. Macun çekildi.

“Usta, bugün biter mi?”

“Boya atabilirim, ama macunla aynı materyal, tam kurumadı. Çökme yapabilir. Yarın atsak daha iyi olur.”

“Ben beklemeyim o zaman. Yarın cumadan sonra gelir alır giderim, tamam mı?”

“Tamam hocam, daha iyi olur.”

Cuma namazından sonra Nejat ağır aldı. Saat iki on beş de ustayı aradı telefonla.

“Hocam sabah boyayı attım. Pasta çekilecek, bir saate hazır olur. ”

“Üç otobüsüyle gidersem, üçü çeyrek geçe orada olurum, o da bir saat eder,” diye hesapladı.

Bu seferki manzara dünkünden farklı değildi. Usta gene yok, araba da ortalıkta görünmüyor. İçeri mi koydular diye dükkânı kolaçan etti, yok. Aklına gelen, elamanların veya ustanın evine veya gezmeye götürmüş olabileceği idi. Tamircilerde böyle vakalar çok oluyordu. Nejat’ın arandığını gören kalfa,

“Hocam araban dışarıda karşıda. Ustanın inşaatı var eve gitti.”

Nejat “usta ne zaman gelir?” diye sormadı? Arabanın yanına geldi, baktı. Evet, boyanmıştı ama pastası cilası yapılmamıştı. Üstelik de leş gibi olmuştu. Yolun tozu toprağı, boya kalıntıları, yapıştırılan bantların izleri, el izi, kir izi hepsi vardı. Lacivert üzerinde “beni yıka” yazılacak kadar olmuştu.

Çok geçmeden usta yerine telefonu geldi oğluna. Mersedes diyordu. Nejat kendinden bahsedildiğini anlamıştı.

“Babam dedi ki, arabanın boyası tam kurumamış, yarın getirsin zımparalı pasta yapacağım dedi. Saat on bir gibi gel.” Nejat, Kalfa olana,

“Usta, arabayı bugün yıkasam olur mu? Çok kirlenmiş de.”

“Yok, hocam bugün yıkama.”

Arabada yağ değiştirdiği günden beri yaptığı kilometreyi gösteren göstergelerin çalışmadığını fark etti. Işığı yanmıyor. Önceden çalışıyordu. Yağ değişiminden sonra usta, o bölümde bir daha ki yağ değişimini, -onlar bakım diyor- hatırlatsın diye ayar yapmaya uğraştı. Belki bir saat kadar, sonunda,

“Hocam, bugün kafam karışık, yarın geçerken bir uğra bakayım” dedi. Nejat da,

“Yolumun üzeri değil, ama gelirim sorun yok.”

Ertesi gün yani çarşamba günü de onun için gitti. Bu sefer uğraşmadı o kadar. Kaputu bile açmadan,

“Tamam, hocam bitti,” dedi.

“Ne çabuk, borcumuz ne kadar?”

“Yok, borcun yok. Dün kafam karışıktı, ondan yapamadım. ”

Yarınla -cumartesi- altı gündür ilçeye gidip gelip duruyor Nejat. İşler uzadıkça uzuyor, bitti derken yeniden başlıyor. Pazartesi Temmuz’un biri, maaşını almaya gitti. Kredi kartı borcunun birini Bankamatik arızası yüzünden yatıramadı. Salı tekrar banka için gitti. O iş oldu, bu sefer yağ değişimi, arkasından diğerleri, bakalım daha neler olacak?

Bugün ayın altısı Cumartesi. Zımpara, pasta cila yapıldı. Nejat parasını ödedi. Yüzü güldü. “Of be, bu iş de bitti hayırlısıyla. Güzel de olmuş, eline sağlık.”

“Usta, şu tavanı da boyasaydık ya, sonradan aklıma geldi. Şu güneş yanıkları giderdi. Bu artan boya oraya da yeter mi?” Usta,

“Yok, Hocam yetmez. En azından dört yüz gram gider. Geniş yüzey ya. Onu bir ara getir boyarız. Haydi, güle güle.”

Nejat’ın keyfi yerine gelmişti. Olay, eşeğini kaybeden, yeniden bulup sevinen adamın işine dönmüştü, ama olsun gene de halet-i ruhiyesi düzelmiş, can sıkıntısı, moral bozukluğu çekip gitmişti.

06 Temmuz 2019 Cumartesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir