Her yıl 4 Ekim geldiğinde takvimler, bize bir vicdan muhasebesi yapmamız gerektiğini fısıldar: Dünya Hayvanları Koruma Günü. Sosyal medyada sevimli patiler ve kurtarılmış canlarla dolu paylaşımları görürüz. Belediyeler bir günlük farkındalık etkinlikleri düzenler. Peki, bu coşku ve farkındalık, yılın geri kalan 364 gününe sirayet edebiliyor mu? Gerçekten, o gün korumaya söz verdiğimiz hayvanları koruyabiliyor muyuz?
Cevap, ne yazık ki, karmaşık bir “hayır” ve yetersiz bir “evet” arasında sallanıp duruyor.
Sokaktaki Sessiz Çığlıklar
Türkiye’deki hayvan hakları mücadelesinin en görünür yüzü sokak hayvanları gerçeÄŸidir. Merhametli vatandaÅŸlar kendi imkanlarıyla binlerce canın beslenmesini ve tedavisini üstlenirken, yasal düzenlemelerin varlığına raÄŸmen sokaklar, terk edilme vakaları yüzünden bir hayatta kalma savaÅŸ alanı olmaktan kurtulamıyor. Bir hayvanı sahiplenip, kısa bir süre sonra “sıkıldım” bahanesiyle sokaÄŸa terk etmek, sorumluluÄŸun en ağır ihlali ve vicdanın en büyük iflasıdır. Ne yazık ki, 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde kınadığımız duyarsızlık, yılın geri kalanında bizzat kendi ellerimizle yarattığımız bir döngü haline geliyor.
Koruma Gününden Kalıcı Koruma Bilincine
4 Ekim’in gerçek baÅŸarısı, o gün yapılan etkinliklerin sayısı ya da sosyal medya paylaşımlarının yoÄŸunluÄŸu ile ölçülmez. BaÅŸarı, sokağımızdaki kediye bir kap su koyduÄŸumuz, beslenme odaklarına mama bıraktığımız, gördüğümüz bir istismara sessiz kalmadığımız her an ölçülür.
Hayvanları koruyabilmek için, devlete düşen görevler kadar, bize, yani bireylere de büyük sorumluluk düşüyor:
- Satın Alma, Sahiplen: Yeni bir dost edinmek istediğimizde, barınaklara giderek onlara ikinci bir şans vermeliyiz.
- İhbar Et, Sessiz Kalma: Bir istismar gördüğümüzde derhal yetkililere bildirmeli ve sürecin takipçisi olmalıyız.
Hayvanlar Günü, bir kutlama deÄŸil, bir taahhüt günüdür. Bize düşen, bu taahhüdü 4 Ekim’in ötesine taşımak, vicdanımızı sadece o gün deÄŸil, her gün açık tutmaktır. Çünkü bir toplumun medeniyet düzeyi, en savunmasız canlılara nasıl davrandığıyla ölçülür.
Peki sizce, 5 Ekim sabahı kalktığımızda, bu taahhüdü hatırlayacak mıyız?