İnsanı zaman zaman bu dünyadan çıkarıp karamsarlığa sevk eden bir duygu can sıkıntısı. Sebebi bilinmeyen, işe yarayamamanın verdiği bir külfet. Ne yapsam diye çevreye bakınırken bir anda bütün ruhunuzu kaplayan bir kasvet, yaşama isteğinizi de bitirmeye başlıyor bir yandan. Pazar günü gelmiş sabah erken kalkmamak için yatağınızda bir sağa bir sola dönmüşsünüz fakat boşuna bu bekleyiş, kaçan uykunuz geri gelmeyecek. Kalktınız biraz durdunuz, sonra içinizdeki karamsarlığın büyümeye başladığını, sizi bırakmayacağını fark ettiniz.
Elinizde telefon var, sosyal medya hazır. Görsel şölen başlasın diyerek resimlere bakmaya başladınız. Tatil olmuş, insanlar şehirden uzaklaşmış, filtreli görülmeye değer içerikler üretiyorlar bedava. Herkes ücretsiz kendi kanalını kurmuş, özgürlük hissini tadıyor ekranda. Elde edemedikleri hayatın şatafatını yaşıyorlar sanal da olsa. Belki de mutlu olmak için tam zamanında geldi internet çağı. Paylaşımları seyretmek güzel, hatta bazılarını beğenmek, altına yorumlar yazmak keyifli fakat belirli bir süre sonra sende de paylaşma duygusu oluşturması can sıkıcı. Sevdiğin sevmediğin ne kadar varlık varsa doldurması dünyana ayrıca bir kasvet konusu.
Elinden bırakınca telefonu acıktığın aklına geliyor. Mutfakta buzdolabının soğuk yüzü karşılıyor seni. İçi dolu olsa canın yanmayacak, maalesef dolu değil. Bazı şeyler küflenmiş, bazıları kabına yapışmış. Ekmek poşetinde dünden kalan ekmekler… Yağ bitmiş, peynir kalmamış, yumurta hak getire, zeytin suyunu çekmiş… Bir parça kaşar hasbel kader duruyor poşetin içinde etrafı küflenmiş olsa da… Bir mutluluk ışığı olacak gibi ama yine olmadı. Allah’tan kesik değil elektrik, tost makinesi de çalışıyor şansa bak. Bayat ekmekler ısınınca da amma lezzetli oluyor. İştahla yiyorsun içinden küfrederek… Bugün pazar işe gitmedin sevinmen gerek.
Gezecek paran olmasa ne yazar? Şehirde festival var, binecek araban yok diye festivale gidemedin diye üzülecek değilsin herhalde. Patron bu hafta sonu haftalığını vermedi diye isyan mı edeceksin. Canın sağ işte, hayattasın. Kiranı ödemek için ev sahibinden bir hafta daha mühlet koparmışsın. Üniversite mezunusun ama atanamamışsın. Üzülmene gerek yok. Bir şekil yapılır bütün bunlara. Canını sıkma sen. Önemli olan apartmanın çatısını mesken tutup dış kapının önünü her sabah ve akşam kirleten kuşların yaptıkları terane.
Elinde kumandan var, yayınlar reklamların hatırına ücretsiz. Daha ne istersin. Evin balkonu var, hava bedava. İnsanın canı sıkılır mı hiç? Varsın yansın gençliÄŸin, umutların, hayallerin ve olmayan ne varsa… Sıdalanmaya ne gerek var borçlar yüzünden, ayakların var yürürsün. Ellerin var tutarsın, uzamış da olsa saçların var. Ver teselliyi kendine, kan bunlara ki mutlu olasın. Can sıkıntısından kurtulasın. Her yoldan geçene laf at. Tarifsiz duygular tat. Züğürdün çenesini yorar, bir ÅŸeylere sahip olanlara bakıp kıskanarak konuÅŸmak. Onlar ÅŸanslı doÄŸmuÅŸ, varlık içinde var olmuÅŸlar. Verdikçe vermiÅŸ Allah onlara. Sen sakin ol. Ölüm yok ya ucunda… Unutma insan kendini teselli edebildiÄŸi sürece yaÅŸar.